BİR DESTAN KAHRAMANI: MİHRALİ BEY (1844-1906)
Birkaç Söz Mihrali
Bey'in köyünden (Acıyurt-Sıvas) olmam dolayısıyla çocukluğum, hep bu
yüce kişinin kahramanlıklarını dinlemekle geçti. Halkımızın, "İkinci
Köroğlu", "İkinci Battal Gazi" olarak vasıflandırdığı Mihrali Bey'i
inceleyip yazmak fikri de bundan kaynaklanmıştır.
1971 yılından
itibaren bu konuda bilgiler toplamaya başladım. Malzemeleri toplarken
gördüm ki; Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın Hatırat ve Mehmet Arif Bey'in
Başımıza Gelenler'i haricindeki yazılar (Bkz. Bibliyografya 2, 5, 10,
11, 13) hep bu eserleri tekrardan ibaret. Duyduklarımın ve
bildiklerimin pek çoğu yazılmamıştı. Araştırmalarımı derinleştirdim.
Halen sağ olan torunları ve bu sahada derlemeleri bulunan amcam Beşir
Sönmez ile irtibata geçtim. Eksik bir kısım kalmaması için on üç yıl
bekledim. Saygıdeğer dostum Ali Birinci'nin de teşvikiyle nihayet
yazmaya karar verdim.
Mihrali Bey'in hayatı okunduğunda bazı
bölümler, okuyucularımıza mantıksız gelebilir. Şunu söyleyelim ki;
bunların hepsi de hakikattir. Bu yüzdendir ki, halkımız onu yüceltmiş;
bir destan kahramanı olarak görmüş; hakkında sayısız destanlar
söylemiştir. Maalesef bunlardan pek azı elimizde mevcuttur. Yayımlanan
ve bilinen destanların haricinde, ben de Tokatlı Âşık Püryâni'den üç
destan derleyerek manzum parçalar bölümüne ilave ettim.
Mihrali'ye "Mühür Ali" de denmektedir. Bu, halkımızın yakıştırmasıdır.
Mihrali'nin
hayatı, başlı başına bir film konusudur. Yazımızı, konu bulmakta güçlük
çeken, hatta basit konularla Türk sinemaseverleri rahatsız eden film
şirketlerinin de dikkatlerine arz ediyoruz. Dileriz, bu yazıdan
haberdar olurlar.... (Sivas, 10. 4. 1984) Yrd. Doç. Dr Doğan KAYA
MİHRALİ BEY'İN HAYAT HİKÂYESİ
Karapapak-Terekeme
Türklerinden olan Mihrali, Tiflis vilâyetinin Borçalı sancağına bağlı
Darvas Köyü'nde büyümüştür. Babası Memili, dedesi ise Allahverdi'dir.
Asil bir aileden olan Memili, Acem kızı ile evlenir. Ondan Mehmet Ali,
ikinci hanımından da Mihrali Bey, İsa Bey, Memmedalı ve Ali Bey
doğmuştur. İki de kızı vardır: Huri ve Kezban. Daha, küçük yaşlarda
ata binmeye, silah kullanmaya başlayan Mihrali, kısa boylu, etine
dolgun, kara yağız ve sevimli biridir. Genç yaşlardaki gözü pekliği,
cesareti, mertliği ve çevikliği dillerde söylenir olmuştur.
Mihrali,
on yedi yaşındayken babasını kaybeder. Ruslar, Mihrali ve kardeşlerinin
uğraşmaların rağmen, Abdullah Ağa'nın Müslüman mezarlığına gömülmesine
izin vermez ve Karapapakların inançlarına, adetlerine ters düşen bir
usulle kendi mezarlıklarına gömerler.
Civar köylerde bulunan Karapapaklar, Çerkezler, Çeçenler, Lezgiler Darvas Köyü'ne gelip başsağlığı dilerler. Mihrali,
o gece rüyasında babasını görür. Babası hiddetlidir. "Utanmıyor musun?
Beni o mezarlığa nasıl gömdürdün? Yazıklar olsun sana! Eğer benim
na'şımı bu kafirlerin içinde korsan, hakkım haram olsun." der.
Rüyanın
etkisiyle aniden uyanan Mihrali, yatağından fırlar. Babasının hayali
gözünün önünden hiç gitmez. Kılıcını beline bağlar, hançerlerini
kuşağının arasına sokar, yanına kazma kürek alır, dışarı çıkar. Vakit
gece yarası olduğu için köy halkı derin uykudadır. Mihrali, doğruca
mezarlığa gider.
Kısa boylu olmakla beraber, çevikliği sayesinde
bir hamlede yüksek duvardan atlar. Nöbetçilere görünmeden babasının
mezarına gelir. Mezarı kazar ve babasını çıkarır. Bir an önce oradan
uzaklaşmak düşüncesiyle babasını omuzlar, koşar adımlarla mezarlıktan
ayrılır. "Dur! Eller yukarı!" sözüyle hareketsiz kalır. Nöbetçiler,
na'şı yere bırakmasını söyler. Mihrali bırakır ama, bırakmasıyla
beraber, onların üzerine sıçrar. Dövüşmedeki mahareti sayesinde,
nöbetçileri öldürür. Mihrali, babasını tekrar omuzlayıp Müslüman
mezarlığına getirir, defneder. Sabaha doğru evine gelir. Olup biteni
ağabeyi İsa'ya ve annesine anlatır. Kaçıp dağa çıkmaya karar verir.
Mihrali,
Keçeli Köyü'ne gider. Orada baba dostu Ahmet Ağa'nın evine misafir
olur. Yaptıklarını Ahmet Ağa'ya ve karısına anlatır. Bu arada gönül
verdiği Bahar'ı da orada görür.
Mihrali'nin yaptığı işi ertesi
gün herkes duyar. Tiflis Valisi'nin emri üzerine köyü ararlar. O'nun
Keçeli'ye gittiğini öğrenirler. Keçeli'de Ahmet Ağa'nın evini
kuşatırlar. Mihrali, içeride atına biner; mahmuz vurmasıyla şaha
kaldırır. İkinci mahmuzla yel gibi ahırdan çıkar. Kapı önündeki iki
askeri tepeleyip ve kendini atın karnına saklayıp süratle oradan
uzaklaşır. (Mihrali, atıcılıkta olduğu kadar, binicilikte de çok
ustadır. At, son sürat koşarken karnından dolaştığı, atın sırtında
ayakta durduğu yahut amuda kalktığı, bu haldeyken istediği hedefi
vurduğu söylenir.)
Mihrali, gece yarısından sonra evlerine
gelir. Annesiyle gizlice konuşup ona veda eder; Darvas'tan uzaklaşır. O
geceyi dağda geçirir. Ertesi gün, bir çobana rastlar; yanında karnını
doyurur. Emin yer olarak düşündüğü İran'a geçer. Tiflis valisi,
Mihrali'yi ellerinden kaçırdıklarını öğrenince, ileri gelenleri toplar,
onlara hakaret eder. kumandanlar, askerleriyle etrafa yayılır,
uğradıkları köylerde, Türklere zulmeder. Bu sırada Tavşankuloğlu
Hüseyin'le Dalaverli Mansur da dağlarda eşkıyalık yapmaktadırlar. Bütün
bunlar Çar II. Aleksandr (1855-1881)'ın kulağına gitmiştir. Türk
eşkıyalarının yakalanması için emir verir. Bunun üzerine aramalara hız
verilir.
İzini kaybettirmiş bulunan Mihrali'nin nerede olduğunu,
Keçeli Köyü'nden Hacı Veli, Ruslara ihbar eder. Vali de bunu bir
mektupla Çar'a bildirir. Mihrali'nin İran'da olduğunu haber alan Çar,
Şah'a bir nâme yazarak Mihrali'nin yakalanıp gönderilmesini ister.
İran
zaptiyeleri, Mihrali'nin bir handa kaldığını öğrenir ve oraya gider.
Durmadan şüphelenen Mihrali, üst kattan askerlerden birinin atına
atlayarak oradan uzaklaşır. Tekrar, Rusya topraklarına geçer. Evlerine
gider, annesi ve kardeşleriyle görüşür. Ağabeyi İsa, Mihrali'ye,
kendilerine baskı yaptıklarını, yalnız başına bir şey yapamayacağını,
Dalaverli Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin'le birlikte olmasının lâzım
geldiğini söyler. (Dalaverli Mansur, çobanına kızıp onu bıçağı ile
öldürmesi üzerine; Tavşankuloğlu Hüseyin de zengin bir Türk'ü yaralayıp
Ruslara teslim olmamasından dolayı dağa çıkmıştır. Fakir olan Hüseyin,
gençliğinde aç kaldığı vakitler, mal yayan çocukların ekmeklerini alıp;
"Siz tavşan kulağı yapayım." diyerek, sağından solundan yiyip karnını
doyururmuş. Hüseyin'e bu yüzden Tavşankuloğlu lakabı verilmiştir.)
Mihrali,
ertesi gün bir çobanla Mansur'a ve Hüseyin'e haber gönderir. Bilahare
onlarla buluşur. Birlikte gezmeye başlarlar. Bir Rus öldüren
Keleninoğlu Hüseyin de bunlara katılır. Rusların Türklere yaptıkları
zulüm karşısında, Mihrali ve arkadaşları da Rus köylerine dehşet
saçarlar. Dördünün şöhreti de günden güne yayılır.
Her gün
valiye şikâyetler yağmaya başlar. Durumdan haberdar olan Çar II.
Aleksandr, devlet erkânı ile toplantı yapar. Sonuçta, suçları az olan
Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin'in suçlarını bağışlarlar. Mihrali'yi
yakalayanı, rütbe ve para ile taltif edeceklerini halka bildirirler.
Haberi
alan Mansur ile Tavşankuloğlu Hüseyin gizlice anlaşır; Vali'ye giderek
teslim olurlar. Teslim olmakla kalmaz, Darvas'a gidip Mihrali'nin
ailesine eza-cefa yaparlar. Hatta Mansur, Mihrali'nin ağabeyi Mehmet
Ali'yi öldürür. (Bir söylentiye göre de karısını dağa kaldırır.) Bu
duyan Mihrali de Mansur'un karısını dağa kaldırıp kurduğu çadıra
hapseder. Kardeşi Ali'yi de nöbetçi koyar.
Durumu öğrenen
Mansur, Mihrali ile teke tek karşılaşmaya cesaret edemez. Tiflis
Valisi'nin yanına çıkıp ondan yardım ister. Vali, Mansur'un emrine beş
yüz atlı verir. Aynı zamanda, T. Hüseyin de Mansur'un kuvvetine yakın
bir kuvvet tedarik eder.
Dalaverli Mansur, etraftaki Türk
köylerini Mihrali'nin aleyhine kışkırtır. Ailesinin dağa kaldırıldığını
da hatırlatarak, başına gelenlerin, ileride kendilerine de
yapılabileceğini söyler. Bütün bu gayret sonunda işe yarar. Mihrali'nin
baba dostu Garip Ağa, Maraşlı Köyü'nden yedi kardeşin en büyüğü Musa
Çavuş da Çerkezlerden çok sayıda gönüllü toplayarak her koldan
Mihrali'yi aramaya başlarlar.
Mihrali, aradan bir ay geçtikten
sonra, Mansur'un karısını evine bırakır. Bu müddet içinde ona hiç
dokunmamıştır. Arkadaşlarını toplar, bir müddet dağılmalarını söyler.
Kendisinin de Osmanlı topraklarına geçeceğini belirtir. Keleninoğlu
Hüseyin'in ısrarları karşısında, kendisiyle beraber gelmesini kabul
eder.
Keleninoğlu Hüseyin'in, babasıyla vedalaşmak için köyüne
gider. Hüseyin'in köye geldiğini gören bir Türk, Ruslara yaranmak
gayesiyle, köydeki Rus askerlerine O'nu ihbar eder. askerler babasını
çağırıp Hüseyin'in teslim olması için O'nu ikna etmesini isterler. Aksi
takdirde evi ateşe vereceklerini söylerler. Hüseyin, teslim olmaz. Evin
üstündeki otluğu ateşe verirler. Hüseyin boğulacak hale gelir. Babası;
"Teslim ol!" diye üstüne üstüne gelirken, onu bacağından hafifçe
yaralar. Aksi takdirde, onlar babasını öldüreceklerdir. Derhal dışarı
çıkar ve iki Rus askerini öldürür. Fakat, başına yediği kurşunla cansız
yere düşer.
Keleninoğlu Hüseyin gibi bir yiğitin ölümü,
Mihrali'ye çok dokunur. Hayatı boyunca, Onun mertliğinden sitayişle
bahsetmiştir. "Hüseyin, üç-beş yüz atlıma bedeldi." demiştir. Daha
fazla Rusya'da kalamayacağını anlayan Mihrali, Osmanlı topraklarına
girer, Çıldır'a gelir.
Mihrali'nin Osmanlı toprağında olduğunu
öğrenen Çar, yakalanıp iade edilmesi için Osmanlı padişahı Sultan
Abdülaziz (1861-1876)'e nâme yazar. O sırada sadarette Mahmut Nedim
Paşa vardır. padişah durumu sadrazamla görüşür; Mihrali'nin yakalanması
için Erzurum valisine haber gönderir.
Birkaç defa sıkıştırılan
Mihrali, hepsinden kurtulmayı başarır. Bu arada iki Türk askerini
öldürür. Her yerde arandığından tekrar Rusya topraklarına geçer.
Mihrali'nin
Rusya'da olduğunu öğrenen Mansur, Tavşankuloğlu Hüseyin, Garip Ağa ve
Musa Çavuş dört bir taraftan takibe koyulurlar. Her birinin emrinde
400-500 kişilik atlı vardır.
Bu gruplardan Mihrali'ye ilk
rastlayan Musa Çavuş olur. Mihrali, atı otlamakta, kendisi de
dinlenmekte iken gayrı ihtiyari geriye bakar. Musa Çavuş'un kendisine
doğru geldiğini görünce atına atlar ve kaçar. Fakat, Musa Çavuş
yetişir. Mihrali, peşini bırakması için O'na yalvarır; aksi halde
öldürmek mecburiyetinde kalacağını söyler. Musa Çavuş, ısrarla üstüne
üstüne gider. Bunun üzerine aniden dönen Mihrali, Musa Çavuş'u
kılıcıyla yaralar, oradan uzaklaşır. Atlıların bir kısmı Musa Çavuş'un
yanında kalır, diğerleri Mihrali'yi kovalar. Mihrali, atına son hızı
vererek uçuruma doğru sürer. Bir hamlede karşıya geçer. Arkasından
gelenlerin bazıları, hızını alamayıp uçuruma yuvarlanır. Bunu gören
diğer atlılar durur. Mihrali: "Benim sizlerle işim yok. Peşimi bırakın.
Dilerim Musa Çavuş'a bir şey olmamıştır." der ve oradan uzaklaşır. Atlılar,
Musa Çavuş'u Maraşlı Köyü'ne babasının yanına getirirler. Fakat yolda
çok kan kaybettiği için bütün müdahalelere rağmen kurtarılamaz ve ölür.
Mihrali,
arada sırada köyüne uğrar, yakınlarıyla görüşür. Aynı zamanda Musa
Çavuş'un ölümü üzerine aramalara daha da hız verilir. Garip Ağa,
Mihrali'yi bir yerde kıstırır. Düzlükte bir kovalamaca başlar. Bir an
gelir ki, ikisinin de atları yan yana koşmaya başlar. Garip Ağa
Mihrali'nin teslim olmasını isterse de ikna edemez. Kılıcıyla hamle
eder. Mihrali hepsini savuşturur. Ekmeğini yediği bu baba dostuna, el
kaldırmak istemez. Fakat onun kendisini öldürmek istemesi üzerine
kılıcını çeker, kuvvetli bir hamle ile öyle bir savurur ki, Garip
Ağa'nın sol bacağını dizinden koparır. Atlılar, takip etmek isterlerse
de Garip Ağa müsaade etmez. Atlılar, onu alıp köyüne getirirler. (Bir
söylentiye göre de Mihrali bu sırada Garip Ağa'yı öldürmüştür.)
Mihrali,
gizlice annesiyle görüşür. Ona, Bahar'ı kaçıracağını söyler. Annesi
vazgeçirmeye çalışırsa da başaramaz. Keçeli Köyü'ne gider ve Bahar'ı
kaçırır. Artık, yanında bir de kadın olduğu için işleri de zorlaşır. Bu
yüzden, Bahar'ı, bazı kereler güvendiği kimselerin yanına bırakır.
Bir
ara, takipçilerden Tavşankuloğlu Hüseyin, Mihrali'nin yerini öğrenir,
derhal oraya gider. Mihrali yanında Bahar olduğu için pek kaçamaz.
Tavşankuloğlu Hüseyin, arkalarından yetişir. Kılıcını vuracağı sırada
bunu gören Bahar, korunmak için sağ kolunu kaldırır. Tavşankuloğlu
Hüseyin, kılıcını indirir, Bahar'ın sağ elinden üç parmağını keser,
Mihrali'yi de başından yaralar. Mihrali can acısıyla geri döner.
Tüfeğini ateşlemek isterse de, tüfek ateş almaz. Atını mahmuzlar,
Hüseyin'e yetişir. Kılıcını sallar, ama vuramaz. Kılıç atın kuyruğunu
keser. Hüseyin'in kaçtığını gören adamları da irkilir ve geri döner. Mihrali,
bir dere kenarına gider. Bahar, Mihrali'nin kanlarını temizler.
Tülbendini çıkarıp başını sarar. Yara derin olduğu halde, Mihrali
aldırış etmez. Atına biner, Bahar'ı emin bir yere bırakır; oradan
ayrılır.
Mihrali, Osmanlı topraklarına geçer. Bir ihbar üzerine
yaralı olduğu halde yakalanır. Gözlerini açtığında, kendini elleri ve
kolları zincire bağlanmış olarak, Kars hapishanesinde bulur. Burada
başkaları da vardır; fakat, sadece kendisi bağlıdır. Mihrali'nin
kendine geldiğini görence, Âşık Ahmet adındaki bir Türk, Yanına
yaklaşır, Mihrali'yi konuşturur. onun meşhur Mihrali olduğunu öğrenince
şaşırır. Mihrali, Aşık Ahmet'ten hapishane hakkında bilgiler alır.
Birlikte kaçmaya karar verirler.
Aşık Ahmet, ziyarete gelen
karısına her gelişinde bir şey getirmesini söyler. O da, ekmeğin içine
eye, vücuduna çekiç ve benzeri eşyalar saklayıp peyderpey kocasına
getirip verir.
Yarası cerahat bağlamış ve çok bitkin bir durumda
olan Mihrali, hapishane arkadaşlarının, en zayıf bir yerden tünel
açmalarını ister. Mahkumlar, geceleri sesiz ve gizlice söylendiği
şekilde çalışırlar. Tünelin ağzı, maalesef nöbetçilerin bulunduğu yere
denk gelir. Mihrali, son taşı çıkarmamalarını, belki bir gün lâzım
olacağını söyler. Bu arada, Mihrali'yi -yaralı olduğundan- sırtta
mahkemeye götürürler. Mahkemede idamına karar verirler. Kararla ilgili
evrak, önce Erzurum'daki Temyiz Divanı'na, sonra İstanbul Temyiz
Mahkemesi'ne tasdike gönderilir; padişahın imzasına sunulur.
Mihrali
ise zindana döndüğünde, durumdan arkadaşlarını haberdar eder.
kaçacağını, isteyenin de kendisi ile birlikte gelebileceğini söyler.
Bir gece yarısı Âşık Ahmet'le birlikte mahkumları ayaklandırır. Kan
gövdeyi götürürken, Mihrali, bu arada kendisini duvara bağlayan
zincirleri keser. Âşık Ahmet'le önceden kazılmış tünele girer. Son taşı
kaldırırlar. Mihrali, daracık delikten güçlükle çıkarken, nöbetçi
görür. Mihrali'nin kaçmasına fırsat vermeden, süngüsünü bacağına
saplar. Mihrali, süngüyü kavrar. Nöbetçi tüfeği çektiğinde, süngü
Mihrali'nin bacağında kalır. Mihrali, ani bir hareketle süngüyü çıkarır
ve gayet ustalıkla fırlatır. Süngü, nöbetçinin gırtlağından girer;
nöbetçi yere cansız düşer. Âşık Ahmet, korkusundan tünelden çıkamaz ve
zindana döner.
Mihrali sürüne sürüne zindanın karşısındaki
tavlaya girer. Tavlada, atlar için hazırlanmış otluğun içine kendini
bırakır. Orada iki gece üç gündüz kalır.
Zindandaki ayaklanma
önlendikten sonra, mahkumlar sayılır; Mihrali'nin olmadığı görülür.
Hemen, dört bir yana atlılar çıkarılır. Bütün aramalara rağmen, atlılar
elleri boş dönerler.
Mihrali, üçüncü gece biraz kendine gelir.
Ayakları hala zincirle bağlı olduğu için onları eye ile kesmek ister;
zincirin kalınlığı, eyenin küçüklüğü dolayısıyla kesemez. Bu halde, ata
binemeyeceği için başka çareler arar. Sonunda topuğunu kesip demir
bilezikleri çıkarmaya karar verir. Topuğunu kesmesiyle müthiş bir acı
duyar, fakat buna katlanır. Gömleğinden bir parça yırtar, topuğuna
sarar. Başından, dizinden ve topuğundan yaralı olan Mihrali, bu yönüyle
azim, sabır ve cesaret timsali gibidir. Ellerindeki bilezikleri ise
kesmez. Zira, kafi miktarda yarası vardır. biraz otla sarındıktan
sonra, bir delikten kendisini aşağıya bırakır. Otların üzerine
düştüğünden ses çıkmaz ve canı fazla acımaz. İçeride, sıra sıra atların
olduğunu görür. Gözüne iyi bir at kestirir. Sonra başka bir atın
sırtından ter keçesini çıkarır, bineceği atın ayaklarına bağlar. Zira,
zemin taş olduğu için ses çıkarabileceğini düşünür. Havanın sıcaklığı
dolayısıyla çift kapının açık olmasından da istifade ederek, atına
atlar ve son sürat oradan uzaklaşır. Gece yarısı Maraşlı'ya gelir.
Mihrali,
Maraşlı'da ilk rastladığı evin kapısını vurur. Bu ev, daha önce
öldürdüğü Musa Çavuş'un babasının evidir. Mihrali'yi içeri alıp
yatırırlar. Mihrali olup bitenleri anlatır. Adam Mihrali'ye ses
çıkarmaz. Üstelik su ısıttırır ve bir tekne içinde onu yıkar,
yaralarını temizler, merhem çalar. Süt içirttikten sonra, istirahatını
temin eder. çocuklarını başına toplar. Evlerinde Mihrali'nin olduğunu,
böyle mert birisine ölen kardeşlerinden dolayı kalleşlik etmemelerini
söyleyerek onları ikna eder. bu arada Mihrali'nin tavladan çaldığı at
damgalı olduğu için çocuklarına bu atı çok uzaklara bırakıp dönmelerini
söyler. Sabahleyin altı oğlu ile beraber Mihrali'nin yanına gider;
kendilerini tanıtır. Mihrali irkilir. Adam; "Biz seni Musa Çavuş'un
yerine koyduk. Sen de bundan böyle bizim oğlumuz sayılırsın." der.
Mihrali'ye bir ay bakarlar. Gideceği zaman, iyi bir at ile Musa
Çavuş'un kılıcını verirler. Adam, altı oğlunu Mihrali'nin yanına katar
ve uğurlar.
Bu sırada 93 Harbi (1877-1878) patlak verir.
Osmanlılar hem kuzeybatıda hem de doğuda Ruslarla savaşır. Doğuda Rus
ordusunun başında Loris Melikof, Osmanlı ordusunun başında da Ahmet
Muhtar Paşa vardır.
Mihrali, atlılarını yanına alır, 120 kişilik
çetesiyle Ruslara yapmadıklarını bırakmaz. Ruslar, bu belâlı Karapapak
ile baş edemeyeceklerini anlayınca, "Orduya hizmet" şartıyla bağışlar.
Mihrali ise, Kars kumandanı Hüseyin Hami Paşa'ya gizlice haber
göndererek affedilirse, Osmanlılar safında mücadele vereceğini
bildirir. Mihrali'nun bu teklifi kabul edilir.
Beri taraftan,
Dalaverli Mansur (muhtemelen albay) ve Tavşankuloğlu Hüseyin
(muhtemelen binbaşı) üst rütbelerdedirler. Maalesef Karapapak
olmalarına rağmen Osmanlılara karşı savaşırlar*.
Mihrali,
kuvvetleriyle Çıldır'a gelir. Yanına kardeşi Ali Bey'i de almıştır.
Kendisine binbaşılık, Ali'ye de mülazımlık rütbesi verilir.
Bir
gün, T. Hüseyin'den bir mektup alır. Hüseyin, Mansur'la arasının
açıldığını, isterse emrine girebileceğini yazmaktadır. Mihrali, kabul
eder. böylece, T. Hüseyin de Osmanlı'ya iltica eder. O'na da binbaşılık
rütbesi verilir. 93 Harbi'nin temmuz-ağustos aylarında, muharebe
iyice kızışır. Mihrali, Kars'ın Göle cihetinde, kendinden en az on
misli fazla bir kuvvetle karşılaşır. Mihrali, tüfek ve kılıçla taarruz
emrini verir. Saldırı anında, Mihrali'nin atı, göğsünden bir kurşun
alır, yere kapaklanır. Mihrali, üç-dört metre ileriye düşerken perende
atıp iki ayağı üstüne kalkar. Aynı anda tüfeğini ateşleyerek atını
vuran askeri, alnından vurur. Kendisine yaklaşan bir askeri de
kılıcıyla bertaraf ettikten sonra onun atına atlar, düşman saflarına
dalar. Askerler bir müddet sonra kaçmaya başlar. Çemberi yaran Mihrali,
önüne çıkan düşmanı tepeleyip on dört bakkaliye arabasını alır ve Kars
Kalesi'ne döner. Kaleyi dıştan kuşatan askerlerin de çemberini yararak
kaleye girer. Haftalardır, aç, susuz kalan askerler, gelen malzemeleri
görünce bayram eder.
Haberi alan Anadolu Harp Ordusu
Başkumandanı Ahmet Muhtar Paşa; Mihrali'yi tebrik ve taltif eder. Fakat
bu kuru erzak, askere kafi gelmez. Aylardır ete hasret olduklarından
hepsi de bitkin düşmüştür. Hatta bu yüzden, Ahmet Muhtar Paşa, geri
çekilme kararındadır. Bunu duyan Mihrali, Ahmet Muhtar Paşa'nın yanına
gider, kararından vazgeçmesini söyler. Güvendiği adamları yanına
alarak, düşman sınırından içeri dalar. Haradan, yüz elli kadar kadana
at ile ahırlardan binin üstünde koyun çıkarıp çemberi yararak Ahmet
Muhtar Paşa'ya getirir. Paşa'nın sevinçten gözleri yaşarır. Sonuçta,
Kars, muhasaradan kurtulur.
Ahmet Muhtar Paşa, bunun üzerine
Mihrali'yi çekilen Rus ordusunun üstüne gönderir. Mihrali, Göle
Nahiyesi'nin Demirkapı Köyü'nde bir alay düşman süvarisini kaçırır.
Karşısına başka bir alay çıkar. Zekası sayesinde bunları da alt eder:
Kendisi güya kaçıyormuş gibi yapar. On misli düşman da kovalamaya
başlar. Pusudaki seksen askeri, bunlara ateş ederek iki bölüğü dağıtır.
Mihrali de aniden dönerek bunlara destek olur. Planın ustalığı
sayesinde iki şehit, dört yaralıya karşı yüzden fazla cesedi ile
düşmanı bozguna uğratır.
Paşa'nın sonsuz güvenini kazanan
Mihrali, bu sefer Gümrü-Tiflis yolu üzerinde Ağbulak ve
Parmaksızköprü'deki askeri mevkilere ait telgraf tellerini kesmeye
memur edilir. Mihrali, 130 kadar süvarisiyle sekiz gün boyunca erzak
kollarını vurur, telgraf tellerini keser, müfrezeleri tepeler, düşmanı
çaresiz ve kımıldamaz bir hale getirir. Düşmanın yetmişe yakın can
kaybının yanında, kendisi dört şehit ve sekiz yaralı ile döner.
Ahmet
Muhtar Paşa'nın Mihrali'nin bu kahramanlıklarını payitahta bildirmesi
sonucu, Mihrali'ye II. Abdülhamit (1876-1909) tarafından ilk Mecidiye
Nişanı verilir.
Mihrali, daha sonra Paşa'dan izin alarak, Rus
sınırından içeri girer. Köyü Darvas'a gelir. Akrabasını ve diğer
Karapapakları toplayarak Osmanlı'ya göç eder. Kafilede kardeşi İsa Bey,
karısı Bahar, kardeşi Mehmet Ali'nin oğlu Rüstem, kundaktaki oğlu Rüştü
de vardır. Mihrali; "Belki ses çıkarır." diye oğlu Rüştü'yü, bir
çalının dibine bırakır. Bahar Hanım, ağlar. Görümcesi Huri Hanım, kara
ve soğuğa aldırış etmeyerek hemen atını geri çevirir, çalının dibinden
Rüştü'yü alır, kafile sınırı geçmekte iken onlara yetişir.
Mihrali,
daha sonra Erzurum Müdafaası'nda yer alır. Aziziye baskınından sonra,
düşman, dört alayla Erzurum'u batıdan çevirmek ister. Muhtar Paşa,
bunların üstüne üç-dört yüz süvari gönderir. Mihrali, bu cenkte ağır
yara alır. 12 Kanunuevvel 1877'de (12 Aralık 1877) A. Muhtar Paşa
İstanbul'a çağırılır. O'nun gitmesi üzerine Mihrali de artık orada
kalamaz. A. Muhtar Paşa, Mihrali'ye bir kızak hazırlattırır. Kendisi
İstanbul yolunu tutarken Mihrali de kafilesiyle Sivas'a doğru yol alır.
Mihrali, Sıvas'ta Ulaş Bucağı'na bağlı bugünkü Acıyurt Köyü
toprağına gelir. Karapapaklar da çevrede kendilerine yer bulurlar.
Mihrali Bey, bugünkü Konak (Acıyurt'un mezrası)'ta mesken tutar.
Acıyurt, halk ağzında; "Büyük Köy, Papaklı Köyü, Mihrali Bey'in Köyü"
gibi adlarla anılır. Tavşankuloğlu Hüseyin, Kuşkayası Köyü'ne yerleşir.
Bugün Kangal, Uzunyayla civarında 30-40 pare Karapapak köyü vardır.
Buralara yerleşmekte, devlet onlara herhangi bir güçlük çıkartmamıştır.
Zira, II. Abdülhamit, Mihrali ve ahfadının dilediği yerde yerleşmesini
serbest bırakmıştır. Mihrali, Sıvas'ta 40. Hamidiye Süvari Alayı'nı
kurar.
Göçten on iki yıl sonra (1899) Kurt İsmail Paşa*, Mihrali
Bey'in yanına geldi. Bağdat'ta amansız bir eşkıyanın olduğunu, Arapları
Osmanlılar aleyhine kışkırttığını söyler. Mihrali Bey, bunun üzerine
atlılarını toplar, Kurt İsmail Paşa ile Bağdat'a gider. Bağdat Valisi
Mehmet Fazıl Paşa (?), bunlara izzet ikramda bulunur. Mihrali, eşkıyaya
teslim olması için haber gönderir. O da bir şey yapmayacaklarına dair
şeref sözü alarak teslim olur. Mihrali Sultan Abdülhamit'e eşkıyanın
teslim olduğunu ve bağışlanmasını bildirir ve bağışlanır. Bağdat'ta
vali ve eşkıya, Mihrali'ye iyi cins Arap atları hediye ederler.
Mihrali, Kurt İsmail Paşa ile geri döner.
Bu olaydan sonra Mihrali'nin ünü daha da yayılır.
Bir
gün, beyler ve ağalar Kangal'da sohbet ederken, Kangal Kaymakamı içeri
girer. Herkes ayağa kalkar, Mihrali kalkmaz. Kaymakam, hiddetlenir.
Mihrali de gazaba gelip, kaymakamı döver. "Sen kim oluyorsun da bana
ayağa kalk diyorsun? Seni kalaycı çırağı seni!..." der . Kaymakam bu
olayı vali Reşit Paşa'ya anlatır. "Seni kalaycı, beni de çırağın
yaptı." der. Buna fazlasıyla içerleyen vali, durumu Sultan Abdülhamit'e
bildirir. Sultan da; "Bir adamı bana çok mu gördünüz? O, benim yularsız
aslanımdır." diye haber gönderir.
Mihrali ile Vali'nin arasının
açılmasına, başka bir olay daha sebep olmuştur: Bir at yarışında,
Mihrali'nin Karakütük adlı atı da vardır.* Yalnız bu atın bir özelliği
vardır; silah atılmadan, silah sesi duymadan iyi koşamaz. Vali, bunu
bildiği için silah atılmasını istemez. İki taraf da anlaşır. Yarış
başlar. Karakütük hep geride kalır. Kuşkayası Köyü'nden Karapapak Çopur
Ali, buna tahammül edemez. "Mihrali'nin atı olsun da geride kalsın bu
ne demektir?" diyerek silahını ateşler. Sonuçta Karakütük birinci olur.
Vali, bunu Mihrali'nin planı olarak telakki eder.
Bu
sıralarda, Yemen İsyanı baş gösterir. Bilhassa İngilizlerin teşvikiyle
Osmanlılara sık sık isyan bayrağı açan Araplar, gün geçtikçe işi
azıtırlar. Mihrali'yi çekemeyen Vali Reşit Paşa; "Bu isyanı bastırsa
bastırsa, Mihrali bastırır." diye Abdülhamit'e haber gönderir. Niyeti,
Mihrali belasından (!) kurtulmaktır. Padişahtan gelen haber; "Dilerse
gider, dilerse gitmez. Ben, O'nu her şeyde serbest bıraktım."
şeklindedir. Durum Mihrali'ye bildirildiğinde; "Gitmem." demeyi
yiğitliğine yediremeyip atlısını toplayarak yola çıkar. Adana'da büyük
bir kalabalık Mihrali'yi karşılar. "Oralar sıcaktır, sıcağına
dayanamazsınız." diye vazgeçirmeye çalışırlar. Mihrali, geri dönmeyi
gururuna yediremez. Yola çıkar ve bir zaman sonra Yemen'e varır.
Yanındaki kardeşi bu sırada yüzbaşıdır.
Kimsenin baş edemediği
ve bir zamanlar eşkıya iken sonradan büyük bir vatansever olup vatanına
hizmetler yapan bu destan kahramanı Mihrali, Yemen'in sıcağına
dayanamaz, hastalanır ve orada ölür (1906). Atlılarından çoğu da telef
olur. Ancak, üç-beş kişi geriye döner. Bunlardan bazıları Acıyurt
Köyü'nden Yüzbaşı Ahmet, Yetim İsmail, Mahmut Çavuş; Kurdoğlu Köyü'nden
Gökçe Çavuş, Kuşkayası Köyü'nden T. Hüseyin'dir. Mihrali'nin kardeşi
Ali Bey ise Yemen dönüşü gemide öldürülmüştür. Bir söylentiye göre,
Sıvas'taki Karapapakların lideri olmak için Ali Bey'i, Tavşankuloğlu
Hüseyin öldürmüştür. Mihrali Bey'in oğlu Rüştü Bey ise 1932'de vefat
etmiştir.
II - MİHRALİ BEY HAKKINDA MANZUM PARÇALAR
-1- Âşık Sadık'ın Mihrali Bey Destanı
Ey ağalar beyler bizim ellerde Koçaklıktan yana birdi Mihrali Cahallık eyleyip dağlarda gezdi Epey zaman kaçak durdu Mihrali
İbtidâ gözünden düştü devletin Sonra göze girip buldu rağbetin Cihana tanıttı şânın şevketin Bir eşsiz nâmıdâr erdi Mihrali
Kan kavga kopanda Kars'ın başına Doksan üç'te baktı yurdun işine Dört-beş yüz atlıyı yığdı peşine Moskof'un cengine girdi Mihrali
Muhtar Paşa kıydı ona nişânı Başladı dökmeğe hûn-ı düşmanı Şânı tuttu bütün Kafkasistan'ı Koçaklarda dizdi ordu Mihrali
Ordu-yı İslam'a rehnümûn oldu Tanrı aslanı çok şâd memnun oldu Düşman güzergâhı her pür nun oldu Leşlerini yere serdi Mihrali
Kemender Kazağı hep bizâr etti Rahat yatırmadı can bizar etti Loris de elinden el-hazer etti Gece karargâhlar yardı Mihrali
Moskof ordusuna çok dehşet saldı Hareketlerini keşfedip bildi Osmanlı askeri tedarik aldı Düşmana tuzağı kurdu Mihrali
Adını duyanda Rus'un Saldad'ı Koparırdı "Mama" deyip feryadı Moskof'a havf saldı merdâne adı Gözlerin kurdunu kırdı Mihrali
Rus'u Şüregel'de pişman eyledi Yollarını kesip hüsran eyledi Taburların hâkle yeksan eyledi En dilâverlerin yordu Mihrali
Mel'un Hacı Veli gör ne iş tuttu Beş kapige dinin nâmusun sattı Kars'ın teslimine çok gayret etti O'nu sağ Paşa'ya verdi Mihrali
Huda'nın mukadder günü gelende Bu hâl ile mahşer günü gelende Düşmanların zafer günü gelende Ciğerine dağlar vurdu Mihrali
Ağlaya ağlaya yurdu terketti Atlıların çekip Sivas'a gitti Nice ehl-i maraz şifâya yetti Onlara bir tâ'un çordu Mihrali
Alnına yazılmış kara yazılar Murada yetmedi ağlar sızılar Haberi getirdi bazı bazılar Kars'ı her gidenden sordu Mihrali
Akıbet O'na da bu fâni cihan Yâr olmadı göçtü kalmadı mihman Cennet-i Al'â'da tuttu bir mekan Gaziler yanına vardı Mihrali
Gani Rahmân rahmet eyleye ana Azim hizmeti var dine vatana Ahvadımız dâim adını ana Severdi gönülden yurdu Mihrali
SADIK'ın feleğe meydanı kaldı Kıydı o yiğide nâm şânı kaldı İkinci Köroğlu destanı kaldı Söylenir dillerde merdi Mihrali Âşık SADIK
-2- Mihrali Bey Destanı*
Osmanlı da ona yağılık etti Yaralı aslanı kal'aya attı Kıymetin bilmedi kötülük etti Kars'ın kal'asını yardı Mihrali
Muhtar Paşa divanına sesledi Nişan verdi şân şerefin süsledi Ganimetle orduları besledi Şikârın yanına kaldı Mihrali
Berat aldı Padişah'ın elinden Gece aştı Kabaktepe belinden Gümrü Tiflis kan ağladı elinden Gürcistan'a talan saldı Mihrali
Tülü Musa çok hıyanet eyledi Kâmil gizli sırlarımız söyledi Mansur Latif Karapapak beyleri Osmanlı'ya arka daldı Mihrali
Sürü sürü koyunları geçirdi Yılkı çekip atlarını aşırdı Kafkasya'dan beri sürdü getirdi Urusya'dan çok bac aldı Mihrali
-3- Mihrali Bey Atlıları Türküsü**
Ehli İslam olan eşissin bilsin Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana İsterse Uruset ne var ki gelsin Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
Kurşanıng kılıncı geyhiniñ donu Kavga bulutdarı sardı her yanı Doğdu koç iğiding şan almakh günü Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
Esger olan bölüyh bölüner Kars Kalası sandız mı ki alınar Boz atdar üstünde kılınç çalınar Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
Kavga günü namert sapa yer arar Er olan göğsünü tüşmana gerer Cem-i ervah biznen meydana girer Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
Hele Al-Osman'ın görmüyüf zorun Din gıyratı olan tederiyh görüñ At tepiñ baş kesiñ Kazağ'ın kırıñ Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
Men-Esfer'di(r) biling Urusuñ esli Orman yabanısı balıhçı nesli Hınzır sürüsüne dalıf kurt misli Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
ŞENNİYH ne durursun atdarı miniñ Sıyra kılınç tüşman üstüne dönüñ Artajakhdı(r) şanı bu Al-Osman'ıñ Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana Âşık ŞENLİK
-4- 93 Kars Kavgaları Türküsü*
Gümrü'den yörüdü şapkalı Kazak Kars içinde eser bir acı sazak Kaptan Paşa diyer: Devranı bozak Gel beri gel beri bizim Osmanlı Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı
Yaktı gülşen yurdu zâlim saldadı Loris de zulmedip verdi berbadı Ardahan kan ağlar gözler imdadı Gel beri gel beri bizim Osmanlı Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı
Mirali Paşa da çok mertlik etti Mansur'un evini yıktı dağıttı Hacı Veli'nin de toyunu tuttu Gel beri gel beri bizim Osmanlı Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı
Muhtar Paşa aldı Gazi şanını Çevirdi Moskoflar çevre yanını Yahnılar koparttı Nuh tufanını Gel beri gel beri bizim Osmanlı Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı
-5- Mihrali Bey** -Uzunhava-
Ben gidiyom Rüştü Bey'im ağlama Köz koyup da ciğerimi dağlama Alay gitti beni burda eğleme Yemen'e de benim ağam Yemen'e Erdi m'ola Mihrali Bey Yemen'e Kurdu m'ola çadırları çimene Oğul köz düştüğü yeri yakar kime ne Oğul dert benim değil mi vallah kime ne
Ben gidiyom Rüştü Bey'im sana bir nişan Susuzluktan alayları perişan Hiç iflah olur mu Yemen'e düşen Bağlantı
Mihrali'yi sorarsan ezelden yaslı Çifte al kılıcın uçları paslı Ta ezel ezelden yaslıyım yaslı Bağlantı
Mihrali'yi sokaklarda tuttular Ağamı da bir kurşuna sattılar Mihrali'yi Yemen'e de attılar Bağlantı
Mihrali Bey Hamidiye alayı Düşmanlar çıkardı türlü belayı Nedir Ali Bey'im bunun kolayı Bağlantı
Devlete bağlıdır şu senin başın Cihanda aransa bulunmaz eşin Elliyle altmışa yakındır yaşın Bağlantı
Kum tepesi oldu görünmez otlar Açlıktan ölüyor küheylan atlar Kardaş şehit düştü nice yiğitler Bağlantı
Arap atlar geldi bağlanmak ister Kömüşlerin geldi yağlanmak ister Rüştü Bey büyüdü evlenmek ister Bağlantı
(Rüştü Bey : Mihrali Bey'in oğlu, Ali Bey : Mihrali Bey'in kardeşi)
-6- Mihrali Bey'e Ağıt
Bell'oldu gittiğin benim efendim İndelhan olanlar seni arıyor Yıkıldı bir yanı koca Sivas'ın Dervişan olanlar seni arıyor
Bozuldu elvanı yüce binanın Gamı arttı içindeki çobanın Kesildi kısmeti hane viranın Cennette gılmanlar seni arıyor
Yükledi göçünü can Mehmet Ali Bir zaman dillerde söylensin hâli Mahir Bey kızının kırıldı kolu Akıttı al kanlar seni arıyor
Gayri şahin uçtu dalda yar kaldı Vefasız dünyanın ömrü az kaldı Bağlar çiçek açmış güllü yar geldi Bahçıvan olanlar seni arıyor
Ne muhalif değdi feleğin taşı Yaktı nâsı ayrılığın ateşi Yine eşkiyalar kaldırdı başı Bezirgân olanlar seni arıyor
Hani senin gibi ellerde rehber Senden ziya umar günler geceler Çarşılarda esnaf köylerde rençber Dağlarda çobanlar seni arıyor
Olanca muradın mahşere kaldı Felek bu belâyı bizlere saldı Âşık RUHSATÎ de meddahın oldu Nice pehlivanlar seni arıyor
-7- Mihrali Bey'in Sivas'a Geliş Destanı
Nasıl methetmeyem Mihrali Bey'i Sivas ülkesinin beyi geliyor O zâlim düşmanın elinde kalmaz Sivas ülkesinin beyi geliyor
Herkes kaderine boynunu eğe Ünü dağılmıştı şehire köye Zarar ziyan gelmez Mihrali Bey'e Sivas ülkesinin beyi geliyor
Acem yiğididir yahşıdır yahşı Gösterir kendini kemâli şahsı Ahbabı yaranı giderler karşı Sivas ülkesinin beyi geliyor
Köyü Acıyurt'tur yeri Konak'tır Böyle bir yiğidi görmeli çoktur Yiğitliği veren ol Gâni Hak'tır Sivas ülkesinin beyi geliyor
Püryânî bu anda söyler bitirir Hakk'ın birliğine şükür yetirir Yurdun şerefini beyler artırır Sivas ülkesinin beyi geliyor Tokatlı Âşık PÜRYÂNÎ*
-8- Mihrali Bey Ağıtı
Nasıl methedelim Mihrali Bey'i EyvaH Mihrali Bey gitti gelmedi Düşman mı oldular kahraman sana Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Malın mülkün mirasçılar paylaşır Rüştü Bey'in Konağ'ında eğleşir Bacıların "Gardaş" deyi ağlaşır Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Sürmeler çekilir kirpiğe kaşa Mihrali Bey o Yemen'e ulaşa Günler sıcak olur çıkamaz başa Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Vasfedelim Mihrali Bey halını Yiğitliğin şerefini şanını Çifter hanım bekliyorlar yolunu Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Acıyurt iklimi Konak Köyü'nü Ne bayramı belli ne de düğünü Gözlerim gelmedi Ali Bey'imi Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
İsa Bey'in O'nun büyük gardaşı Yemen'e yapmağa gitti savaşı Ağlar Sivas halkı döker göz yaşı Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Aştı çayır çimen güller nergizler Bütün yasta kaldı gelinler kızlar Sivas ahalisi yolunu gözler Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Yemen dedikleri gayet sıcaktır Konak Mihrali Bey yalan ocaktır Ahbabın yarenin dostların çoktur Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Mihrali Bey ünün duyanlar ağlar Gam çeker dostların kara yas bağlar Ulaş Nahyası'nda köyler kan ağlar Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Ummazdım ki ol Yemen'de kalasın Sıcağından böyle bir hoş olasın Kars'ın kumandanı Acem balası Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Kahraman Mihrali yiğit bir kişi Ne yazı bellidir ne soğuk kışı Topladı orduyu otuz bin kişi Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Ne diyelim senin yiğitliğine Âlem and içiyor hürmetliğine Hak'tan bir inayet kuvvetliğine Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Biter mi hiç Mihrali Bey davası Aslanın boş kalmaz yurdu yuvası Bir beş değil atmış köyün ağası Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Öyle bir kumandan öyle paşaydı Biner ata yüce dağlar aşardı Mayetinde nice yiğit yaşardı Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Bu Mihrali Bey'in bu halı böyle Konuşurdu ağa paşa bey ile Dinlen gel Püryânî yeniden söyle Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi 17.3.1984 Tokatlı Âşık PÜRYÂNÎ
-9- Mihrali Bey Destanı
Nasıl methetmeyem Mihrali Bey'i Her yerde şerefi ünü söylenir Yaptığı yiğitlik aklıma düştü Üzerinden geçen günü söylenir
Bey'in çoktur anlatırsak davası Titretti elinde koca Sivas'ı Sürüyü sakladı Kangal Ağası Her yerde şerefi şanı söylenir
Mihrali Bey ata biner yürürdü Düşman görse korkusundan erirdi Doksan üç'te gelenleri korurdu Asâleti cinsi dini söylenir
Mihrali Bey sözlerini açmalı Bunu yazıp tarihlere geçmeli Kılıcıyla korkuturdu düşmanı Kılıcı kalkanı kını söylenir
Mihrali Bey konu açanlar açsın Senin ünün her tarafa dolaşsın Dinlensin Mihrali tarihe geçsin Verilir bu vasfı dili söylenir
Mihrali Bey'imi bilenler bilir Güçlü idi bir orduya baş gelir Ol her yerde kahramanlık söylenir Böyle kahramanın hali söylenir
Mihrali Bey çıktı gine meydana Ne kadar hanımdır doğuran ana Kılıcı bölendi al kızıl kana Gülşen bahçesinde gülü söylenir
Mihrali Bey senin nasıl duyuram Yiğitlerden seni seçem ayıram Yaradandır seni böyle kayıran Püryânî bugünkü gün bunu söylenir 17.3.1984 Tokatlı Âşık PÜRYÂNÎ
-10- Mihrali Bey
Aslan yatağını görmeye geldim Kaldığı yerlerdir Merali Bey'in Konağ'ı görünce düşlere daldım Olduğu yerlerdir Merali Bey'in
Kahpeleri almaz imiş araya Ak dememiş hatır için karaya Seksen bir'de göçüp işte buraya Geldiği yerlerdir Merali Bey'in
Her ana doğurmaz böylesi eri Hayatında adım atmamış geri Arayıp gönlünce kalacak yeri Bulduğu yerlerdir Merali Bey'in
Dağların çökmüştür duman üstüne Şiirler yazmışım zaman üstüne Beş yüz atlısını yemen üstüne Saldığı yerlerdir Merali Bey'in
İSMETÎ der cihat etti yılmadı "Hürriyet demişti hayatın tadı Tarihte şanına yakışan adı Aldığı yerlerdir Merali Bey'in
III - MİHRALİ BEY'İN SOYKÜTÜĞÜ
Mehemmedeli (Memili) (XVIII. yüzyıl ortaları) _______________I______________ I I Allahverdi (1789-1850) Abdulla (1805) _________I ______ ______I______ I I I I Gurban (1817) Memili (1823) Beli Gülehmed I I (1830) (1836) ____I_________ I I I I Allahverdi Memmed I (1848) (1850) I I ________________________I_____________________________ I I I I I I Mehrali* İsa (1850) Memmedalı Alı Hürü Keziban (1844-1906) I I (1856-1906) I I I I Rüştü Bey I I I (1877-1932) Şükrü Rüstem Şakir I Fikri Ziyaddin Nureddin Nadire Anber Mehralı Hayriye Karman Süsen Turgut Şemseddin Zekiye Şahdane Meliha Seniha
Not:
Daha önce soy kütüğü tablosu, Prof. Dr. Valeh Hacılar tarafından son
bilgiler etrafında tekrar gözden geçirilmiş ve yukarıdaki toblo
oluşturulmuştur. Daha objektif bulduğumu bu tabloyu yukarıda aynen
gösterdim.
IV. KAYNAKÇA: Kaynak Şahıslar: Beşir
Sönmez, (48 yaşında, Sıvas Acıyurt Köyü'nden) Mihrali Bey'in Torunları
Nurettin Memilioğlu (3.4.1984'te vefat etti.), Turgut Memilioğlu,
Mihrali Memilioğlu (Derleme birkaç sene içinde yapılmıştır.) Kaynaklar: Aslan,
Ensar, (1983), Mihrali Bey Destanı, Şükrü Elçin Armağanı, Hacettepe
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Armağan Dizisi, Ankara, s. 11-17. Danişmend, İsmail Hâmi; İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Cilt: 4, İstanbul, 1972. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, 1328 (1912).Sergüzeşt-i Hayatımın Cild-i Sânisi, Anadolu Rus Muharebeleri, İstanbul, s. 86. Gencosman, Kemal Zeki, (1972), Türk Destanları, İstanbul, s. 142-149. Güney Eflatun Cem-Çetin Eflatun Güney (1963), Ruhsatî Hayatı ve Şiirleri, s. 182-183. Hacılar, Valeh, Borçalı Mehralı Bey Tarihi Hekiketlerde (2001), Bakı. Kars Savunmasında Bir Destan Kahramanı, Şubat 1983, Yıllarboyu Tarih Dergisi, s. 43-45. Kırzıoğlu, M. Fahreddin, (1958), Edebiyatımızda Kars II, İstanbul. Kırzıoğlu, M. Fahreddin, (1972), Karapapaklar, Erzurum Kurat, Akdes Nimet, (1948), Rusya Tarihi, Ankara Mehmet Arif Bey, Başımıza Gelenler, 1328 (1912), İstanbul. Savaş Destanlarımız, (1970), Hayat Tarih Mecmuası, S. 6, İstanbul, s. 80. Sevük, İsmail Habib; (1943), Yurttan Yazılar, İstanbul, s. 336-340. Sırma, İhsan Süreyya, (1980), Osmanlı Devletinin Yıkılışında Yemen İsyanları, İstanbul.
*
Karapapak adı tarihte ilk defa 1599 yılında Buhara Hanlığı belgelerinde
geçer. Önceleri aşağı İdil civarında yaşamakta iken Timur'un zulmünden
yahut da Rusların Kazan'ı işgal etmelerinden dolayı buradan ayrılıp
Zerefşan (Semerkand'ın doğusunda) bölgesine gelmişler, sonradan Özü
(Dnepr) ırmağının batısına geçmişlerdir. Kür-Aras boylarından göçme
Sulduz Karapapakları da Tiflis'in güneyinde Borçalı (eski adı: Loru)
sancağında mesken tutmuşlardır. Şii ve Sünni inanca sahiptirler.
(Mihrali Bey, Sünnidir.) Yanlış olarak Şii olanlara Tat ve Acem,
Sünnilere de Terekeme denilir. Halbuki, Karapapakların Acemlikle
alâkaları yoktur. Kaza kuzu derisinden kalpak giydikleri için
kendilerine bu ad verilmiştir. Karapapaklar zeki, çalışkan, iyi ata
binen, iyi silah kullanan bir Türk boyudur. Zengin bir folklora
sahiptir. (Acıyurt Köyü Folkloru ile ilgili olarak Türk Folklor
Araştırmaları, Sivas Folkloru ve Türk Folkloru dergilerinde beş yazımız
neşredilmiştir.) 93 Harbi esnasında bir kısmı Osmanlılara yardımcı
olurken, ne acı ki bir kısmı da (Mansur, Tülü Musa, Latif, Kamil
gibi...) Ruslarla elbirliği yapmıştır.
* Kurt İsmail Paşa 93
Harbi'nde Erzurum Valisi idi. Ahmet Muhtar Paşa'nın İstanbul'a
çağırılması üzerine, onun yerine vekil olarak kaldı.
* Mihrali
çevrede sık sık at yarışları düzenler, Konağında pehlivanlar
barındırır, böylece ata sporlarının yaşamasına yardımcı olur.
Barındırdığı pehlivanlardan Siciminoğlu'nun sırtını o devirde kimse
yere getirememiştir. Bu pehlivanı uyurken kalleşlikle öldürmüşlerdir.
* Bu destanın şâirini maalesef tespit edemedik. ** Karapapak Âşık Şenlik (1853-1912) tarafından 1877 Nisan'ında söylenen koçaklama.
* Cendere Köyü'nden Karslı Bahri Efendi'den derlenmiştir.
**Mihrali'nin
yakınları tarafından söylenmiş olan bu uzun havayı Malatyalı sanatçı
Kemal Keskin plağa okumuştur. Bu yüzden bazı çevrelerce Mihrali Bey
uzun havası Malatya yöresine mal edilmektedir. Bu yanlışlığı da
ilgililer düzeltir düşüncesiyle, bilhassa belirtmek istedik. Uzunhava
Sivas'ın Acıyurt Köyü'ne aittir.
* Halk her ne kadar "Acem"
derse de yazımızdaki Karapapaklar dipnotunda da belirttiğimiz gibi bu,
yanlış bir yakıştırmadır. Karapapakların Acemlikle alakaları yoktur.
* Mihrali Bey'in hanımları: Bahar, Gülgaz (Gülnaz). |