şağıda yer alan
yazı Yeşilçamda aktrislerin hocası olarak bilinen daha sonra İslam'la
hidayet bulan Kudret Şandra'nın bürosuna gelen bir kadının hayatını
kendi ağzından anlatarak gençlerin ibretle okumasına sunulmuş bir
yazıdır...)
"Altmış yaşlarında bir kadın müsaade isteyerek yanımıza geldi. Yüzümüze baktı, yutkundu:
-
Size nasıl hitap edeceğimi bilmiyorum, dedi. Sizin methinizi duydum.
İdeal bir insan olarak tanıdım. Çıkan kitaplarınızdan bir yazar
olduğunuzu da öğrenmiş bulunuyorum. Aleme ibret olsun diye hayatımı
kısaca size anlatmak niyetiyle geldim. Ama yazmanız şartıyla...
- Peki anlaştık dedim. Hayatını anlatmaya başladı ..
-
18 yaşındaydım. Yüksek tahsilli zengin bir delikanlı ile evlendim. Biz
de zengin idik. Güzelliğim, boyum posum yerindeydi. Epeyce de
okumuştum. Beyim memur olduğu için evde anne-baba diye bir şey yoktu. O
günkü kafama göre arayıp da bulunamayacak bir şeydi. Sık sık giyinir
kuşanır sinemaya ve benzeri eğlence yerlerine giderdim... Bir de eşimle
beraber ayda bir komşulara giderdik..
- Yine bir gün,
giyinmiş, kuşanmış, makyajımı yapmış, bütün çekiciliğimle yalnız başıma
sinemaya gitmiştim. Yanımda bir kadın oturuyordu. Hep bana bakıyordu.
Baktı, baktı...En sonunda ağlamaya başladı. Döndüm:
- Bir derdiniz mi var? dedim.
-
Sorma evladım, dedi. Bir kızım vardı. O yaşadıkça ömrünü sana versin.
Tıpkı senin gibiydi. Elmanın yarısı o , yarısı sen... Ben nasıl
ağlamayayım? diye mendili gözlerine bastı, duygulanmıştım... Onu
teselli ettim. Çok güzel konuşuyordu. Temiz ve modaya uygun giyinmişti.
Bana itimat verdi. (Meğerse hainin tekiymiş , meğerse koyun postuna
bürünmüş bir canavarmış... Fakat bunu nereden bilecektim...) Bir kadın
tuzağa düşürmek için yine bir kadın kullanılıyordu.
Son
olarak onunla anlaştım. 18 yaşında idim. Bana öyle bir darbe vurdu ki,
o günden bugüne bir daha kimseyle anlaşmadım, anlaşamadım. Hayatım beni
sürükledi ölmedim, bugüne geldim. elini salladı :
-
Karıştırmayayım, sırayla gideyim, dedi. O kadınla "Evim" dediği yere
gittim. (Ne yapmışsa bilemiyorum.) iki saat baygın kalmışım? Kendimi
bir yatak odasında tanımadığım bir erkekle başbaşa buldum. (Meseleyi
anlamış, tuzağa düşürülmüş , ırzıma geçildiğinin farkına varmıştım ama
iş işten geçmişti.)
- Kendime gelir gelmez : "KAHROLSUN"
diye bağırdım. Yanımdaki erkek en büyük mantıksızlıkla içinde en
mükemmel mantıklı sözleri sözlüyordu. "Olan oldu. Derdi büyütmeye gerek
yok. Derdi tedavi etmelidir. Biliyorsun, sıcak bir yuvanız var, sevgili
bir eşiniz var. Biran evvel onlara dönmek istersiniz değil mi?" gibi
sözler söylüyordu. Çıldırmamak elde değildi. Keşke çıldırsaymışım...
Bir ömür boyu akıllı olduğuma pişman oldum..
Gözlerini
oymam gereken canavarlara yalvardım : "Olan bitenlerden kocamı haberdar
etmeyin. Ne olursunuz yuvamı bozmayın." Kopacak dilleriyle söz
verdiler. Eve geç kalmıştım. Çabukça yüzümü yıkadım, tarandım ve
dünyamı yıkan, hayatımı zehir eden o evden çıktım.
O gün,
bugün hala kendimi affedemedim. Evime kapandım. Artık hiç dışarıya
çıkmadım. Keşke çok önceleri evime kapansaydım...Yapamadım..Her şeyimi
namusumu kaybettikten sonra evime yuvama döndüm, ama neye yayar ki...
Kocam işine gidince kapıları kapatır, avaz avaz bağırırdım :
-
Ey Türk kadınına hak verdik, onu esaretten kurtardık, ona modern bir
hayat hazırladık diyenler..Yalan söylüyorsunuz...Sizin Türk kadınına
verdiğiniz hak değil, haksızlıkmış, sizin ona tanıdığınız hürriyet
değil, esaretmiş... Onu kocasının yatağına, kocasına esir (!!) olmaktan
kurtardınız ama başka yataklara, başka erkeklere esir ettiniz. Yalan
söylüyorsunuz. Yalan, yalan, yalan... Artık size ve sizin hürriyetinize
düşmanım." İşte böyle der, hıçkıra hıçkıra ağlardım. "Ey aziz ölüm
gel." diye ölüme aşık olmuştum. Kadın hürriyetinden bahsedenlere diş
gıcırdatıyordum. Bir canavar olup insanları parçalamak istiyordum.
Bir
gün kapı çalındı. Gittim, "Posta diye bir ses duydum. Mektup
kutusundaki zarfı alıp içeri girdim. Zarfı açınca beni iğfal edenler
tarafından çekilmiş çıplak resimlerimle karşılaştım.
- "Ne
yapayım ölmüyordum, dünya yıkılmıyor, kıyamet kopmuyordu. Günlerdir
yemiyordum, içmiyordum. Benim için doktor çağıran kocamın yanında adeta
eriyordum. Neden yer yarılıp içine düşmüyordum?. Şu dünyada
yaşamaktansa Cehenneme razıydım. Neden ölmüyordum?.
Birden bire kararımı verdim. Hiç olmazsa ailemi ve kocamı kurtarmalıydım. Evden ayrılırken bir mektup bıraktım :
- "Saygıdeğer eşim, rica ediyorum, benim gibi bir alçağı arama, beni sevme, evlen, mesut ol."
Bu
mektubun altına da "Hürriyet Kurbanı" diye imza attım. Beni isteyen
alçakların yanına gittim. İntikam duygularına bağlandım. Hakkın,
adaletin olmadığı yerde intikamdan daha sevimli ne olabilirdi?
İğfal
edildikten sonra hayatta intikam isteğimden başka bir isteğim, gayem,
malım olmadı. Ve şunu anladım : Bir kadın bir erkeğe insanlık,
arkadaşlık yardım vs. için yaklaşırsa erkek şehvet ile yaklaşır. Bu acı
gerçeği çok geç anladım.
- İntikam duygularım o kadar
kabarmıştı ki çevremdeki erkekleri kıskançlık ipinden yakalayıp onları
birbirine boğdurdum. Ne yazık ki niçin öldüklerini, hapishaneye niçin
düştüklerini bilemediler. O kadar kötü insan var ki onları bitiremedim.
Ben bittim.
Sanat, sahne, perde, bale, balo bunların hepsi
medeniyet tuzağı. Bu tuzaklara genç kızların düşmemesini çok istedim.
Fakat çokları pekmeze üşüşen sinek gibi geldiler. Esir veya köle gibi
çalıştılar. Sermaye anlıyor musunuz? sermaye kadını oldular. Herşeyini
kaybeden bu kadınlar korkusuzdur. Bunların kaybedecek başka şeyi
yoktur.
- Kokuşmuş et gibi çöplüğe atıldım. Bu mudur hak
bu mudur hürriyet? En kötü yerler bile artık beni istemiyor.
Biriktirdiğim paralarla iki daire aldım. Birinde oturuyorum. Birini de
kiraya verip birşeyler alıp yiyorum. Kimsem yok.
- Kirli
ellerimle içim ezilerek dini kitaplar alıp okuyorum. Dini kitaplardan
çok şeyler öğrendim. Kitapların bütününden özür diliyorum. Beni
affedin, size layık değilim, diyorum.
Anladım, bizi
dinimizden ayırmışlar. Dininden ayrılanları meyhanelere, barlara,
pavyonlara sahnelere, plajlara, diskoya, dansa, içkiye, kumara
çağırmışlar.
Barlarda ömrümü tükettim, herşeyimi
kaybettim. Hayatımı kaybetmediğime üzgünüm. Evimi bir dini kuruluşa
vermek istiyorum. Dini kuruluşlar da pis şey almaz ki...
Sizden bir şey rica ediyorum :
Bu
söylediklerimi mutlaka yazınız. Ben de bir cumhuriyet çocuğuyum.
Herşeyimi kaybedip hiçbir şey bulamayan medeniyet kurbanı, moda
kurbanı, hürriyet kurbanı benim gibi cumhuriyet çocuklarını yazınız. Ta
ki arkadan gelenler, bastıkları yeri görsünler. Asıl hürriyetin
evlerinde, yuvalarında ve Allah'a kullukta olduğunu bilsinler. (Bu
sözlerden sonra ayağa kalktık) Bir kumandan edasıyla :
-
Bana hiç bir şey sormayın, dedi. Beni unutun. Adımı sanımı bilmeyin.
Dinleme lütfunda bulunduğunuz için teşekkür ederim. Allah'a ısmarladık,
dedi. Yaşlı gözleriyle gözümüzü yaş, gönlümüzü hüzünle doldurup gitti.
İşte "Hürriyet Kurbanları" ndan sadece biri...
Yeşilçamdan Kâbe'ye - Kudret Şandra |